kalitesiz bir ruj her zaman iz bırakır..
her bir öksürük ciğerinde başlıyor, boğazında zehir bırakarak ilerliyor ve kesik kesik ağzında sonlanıyordu. her bir öksürükle iki büklüm oluyor, sigaraya başladığı güne ve kendine lanet ediyordu. onun sigarayla tanışması; ne dert tasa yüzündendi, ne de keyif içindi. sigaraya sırf Deryal içiyor diye başlamıştı. ne büyük aptallıktı bu. sonunda Deryal bırakmıştı ama o bırakamamıştı işte..
düşüncelerle dogruldu yerinden. ve mutfağın yolunu tuttu. bir bardak su içmeden öksürük onu rahat bırakmayacaktı, anlaşılan. tezgahta temiz su bardağı kalmamıştı hiç, yıkamaya üşendi ve çay fincanına biraz su koyup, mutfaktaki tek sandalyeye usulca oturdu.
bugün onu rahat bırakmayan sadece öksürük değildi. uyandığından beri hatıralarıyla hesaplaşıyordu ve her seferinde biraz daha yenik düşüyordu kendine.. aklının bir köşesinde hep Deryal vardı..
"Deryal çocukluk arakadaşıydı. aynı sıralardan, sokaklardan gelmişlerdi bugüne.. ah be Melike hanım diye geçirdi içinden.. ne diye kıyasladın ki Deryal le kendini? niye yarıştın ki bunca yıl onla? o ne yaptıysa aynını yapmak zorunda mıydın? sırf o kestirdi diye, tüm liseni sana hiç yakışmayan kısacık saçlarla geçirdin. sırf o güzel sanatlar okudu diye, yıllarca sevmediğin bir bölümde okudun, sevmediğin bir işi yaptın. sırf o evleniyor diye, tanımadan etmeden sen de evlendin, bir ömür çürüttün. değer miydi? taklit ettin de eline ne geçti sanki.. Deryal olabildin mi? birgün olsun başarılı, mutlu olabildin mi? bak işte artık Deryal yok. senden önce bir eylem daha gerçekleştirdi. senden önce öldü. ve sana yine taklit etmek düştü. sanıyor musun ki senin ölümüne o kadar üzülecek insanlar? senin ölümün de yaşamından farklı olmayacak, bir taklitten öteye gitmeyecek. gerçeği anlamak için geç kalmadınmı Melike hanım? başkasının dışarı bıraktığı kirli nefesi soluyarak bir ömür geçirdin sen! ömür bitmeye yakın artık.ortada kirli bile olsa soluyacak hava kalmamış artık. boğulmana ramak kalmış. gerçeği görmek için geç değil mi artık?"
birden telefonun sesiyle irkildi. birkez çalıp susmuştu telefon, ama onu kendine, mutfağına döndürmeye yetmişti.
masanın üzerinde duran boş fincanın üzerindeki lekeye ilişti birden gözü.leke ona yabancı değildi aslında, yıllardır görmeye alışmıştı onu.. ama 'bilindik bir markanın pazarda satılan taklidinin fincanda bıraktığı iz' ilk kez bugün mana kazanmıştı.
geçen kırkyedi yılın izlerini taşıyan yüzünde yeni bir iz oluştu ve acıyla mırıldandı, melike hanım;
- kalitesiz bir ruj her zaman iz bırakır!
&&&
"sahte" olan geride herzaman kötü izler bırakır ve herzaman "gerçeğe" teslim olur..
hep "gerçek" olanla yaşamak dileğiyle





